Her pazartesi, bir FIL Fellow’un perspektifi Spotlight’ta. ✨
FIL Spotlight serimizde; inovasyon, liderlik, girişimcilik, teknoloji ve dönüşüm odağındaki gerçek deneyimleri, fikirleri ve bakış açılarını doğrudan Fellowlarımızdan okuyoruz.
Spotlight'ın on ikinci sayısında konuğumuz Kurucularımızdan Semih Dilsiz. Keyifli okumalar!
Selam sevgili FIL Spotlight okuru. 😊
Ben Semih. Future Innovation Leaders’ın kurucularından biri ve bu güzel topluluğun bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyan bir Fellow’um.
Profesyonel hayatımda, Türkiye İş Bankası iştiraki Yapay Zekâ Girişim Fabrikası @ İş Bank Group 'da Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyorum. Bunun yanında Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) İklim Lab Komünitesi’nde Mobilite İklim Öncüsü olarak çalışmalarımı sürdürüyorum.
Dönüp baktığımda fark ediyorum ki bugün üstlendiğim tüm rollerin ortak noktası teknoloji, girişimcilik ya da inovasyon değil; insanları, kurumları ve fikirleri doğru zamanda bir araya getirmek.
Sanırım beni en iyi anlatan şey de bu.
Yıllardır en çok keyif aldığım, en çok öğrendiğim ve belki de en iyi becerebildiğim şey; doğru insanları doğru zamanda buluşturmak, birbirlerinden güç almalarını sağlamak ve birlikte daha büyük işler yapabilecekleri ortamları oluşturmak.
Ben buna kendi içimde tek bir isim veriyorum: Teşkilatçılık.
Belki kulağa biraz farklı geliyor. Ama benim için teşkilat; aynı hedefe inanan insanların birlikte güçlenmesi, birlikte üretmesi ve birbirinin yolunu açması demek.
Bugün sizlerle biraz da bu bakış açısından bahsetmek istiyorum.
Hayatım boyunca birçok program yönettim. Startup’larla çalıştım. Kurumsal dönüşüm projelerinde yer aldım. Komüniteler kurdum. Yüzlerce girişimci, yönetici, yatırımcı ve öğrenciyle aynı masada buluştum.
Bütün bu deneyimlerden geriye bende kalan en güçlü tespit ise şaşırtıcı derecede basit oldu: Tek başına kazanılmaz.
Özellikle 2016 yılında Aykargo yolculuğu başladığından beri içinde bulunduğum her ekip, her program ve her komüniteye aynı gözle bakıyorum.
Neden bazı ekipler büyüyor? Neden bazı topluluklar yıllar sonra bile ayakta kalıyor? İnsanları gerçekten bir arada tutan şey ne?
Bugün kendimi yaptığım işlerde başarılı olarak tanımlayabiliyorsam bunun sebebi hiçbir zaman tek başıma yaptıklarım olmadı. Hepsi; doğru insanların ortak bir amaç etrafında buluşmasıyla ortaya çıktı.
Bugün herkes “network” kurmaktan bahsediyor. Ben ise biraz farklı düşünüyorum.
Network çoğu zaman tanışıklıktan ibaret. Asıl değer ise güven üretmekte. İşte ben buna “teşkilat” diyorum.
Benim kullandığım anlamıyla teşkilat; birbirinin başarısını kendi başarısı kadar önemseyen insanların oluşturduğu güven ağıdır.
İnsanlar birbirine müşteri buluyorsa… Birbirini mentorlukla büyütüyorsa… Bir telefonla yeni bir kapı açabiliyorsa… Ve belki de en önemlisi; sadece kendini değil, bulunduğu ekosistemi de büyütmeye çalışıyorsa…
İşte gerçek komünite tam burada başlıyor.
Çünkü gerçek komüniteler “Bana ne kazandıracak?” sorusuyla değil, “Ben bu topluluğa ne katabilirim?” sorusuyla büyüyor.
İşte bu yüzden ben de böyle insanlarla aynı yolculukta olmaya bayılıyorum.
Bu aslında sadece kişisel bir gözlem değil.
Harvard Üniversitesi’nden siyaset bilimci Robert Putnam, Bowling Alone kitabında “sosyal sermaye” kavramını anlatırken güçlü topluluklara sahip toplumların daha yüksek güven, daha fazla iş birliği ve daha güçlü ekonomik gelişim ürettiğini ortaya koyuyor.
MIT profesörü Thomas Malone ise geleceğin rekabet avantajını “Collective Intelligence” yani kolektif zekâ olarak tanımlıyor. Araştırmaları, doğru tasarlanmış ekiplerin birçok durumda bireysel olarak en yetenekli kişilerden oluşan gruplardan daha başarılı kararlar alabildiğini gösteriyor.
Harvard Üniversitesi’nin 85 yılı aşkın süredir devam eden Adult Development Study araştırması ise uzun ve mutlu bir yaşamın en önemli belirleyicisinin para, unvan ya da başarı değil; güçlü insan ilişkileri olduğunu söylüyor.
Yani geleceğin kazananları sadece en iyi bireylere sahip olanlar değil; birlikte düşünebilen, birlikte üretebilen ve birbirine güvenebilen topluluklar olacak.
Çünkü bilgi artık kıt değil. Yapay zekâ sayesinde bilgiye ulaşmak saniyeler sürüyor.
Asıl kıt kaynak; güven, aidiyet ve birlikte üretme kültürü.
Bu yüzden bugün dünyanın en güçlü organizasyonlarının önemli bir kısmı aslında ürün değil, komünite inşa ediyor.
GitHub yazılımcıları bir araya getiriyor. Y Combinator girişimcileri birbirinden öğreniyor. TED fikirlerin yayılmasını sağlıyor. OpenAI geliştiricileri ortak üretim kültürünü büyütüyor.
Benim yolculuğumda da here2next, TTGV İklim Lab Komünitesi, Future Innovation Leaders, Workup İş Bankası ve içinde yer alma şansı bulduğum birçok girişimcilik programı aynı ortak prensiple büyüdü.
İnsanlar, insanlarla büyüyor.
Ve yukarı çıkarken etraflarındaki insanları da yukarı çekiyor.
Spotlight’ta kendimizi anlatıyor gibi olmayalım ama Future Innovation Leaders’ı kurarken hedefimiz hiçbir zaman sadece eğitim vermek olmadı. Bir etkinlik serisi oluşturmak da değildi.
Biz; yarın aynı şirkette çalışabilecek, birlikte girişim kurabilecek, birbirine yatırım yapabilecek, birbirinin kariyerine yön verebilecek insanların yollarını bugünden kesiştirmek istedik.
Bir diğer hayalimiz ise bu topluluktan yetişen insanların gelecekte Türkiye girişimcilik ve inovasyon ekosistemine liderlik etmesiydi.
Çünkü inanıyoruz ki güçlü bireylerden daha değerlisi; birbirini güçlendiren güçlü topluluklardır.
Yapay Zekâ Fabrikası’ndaki görevim sayesinde dünyanın dört bir yanında yaşayan birbirinden değerli Türk profesyonellerle tanışma fırsatı buluyorum.
Portföyümüzdeki girişimlerin doğru pazarlarda büyümesi için onları çoğu zaman diaspora içerisindeki çok kıymetli insanlara emanet ediyoruz.
Eskiden “Türkler yurt dışında birbirini desteklemez.” diye bir algı vardı. Ben artık bunun tam tersini görüyorum.
Global Turks AI Lab, Turks in Tech ve daha adını sayamadığım onlarca oluşum…
Hepsinde ortak bir duygu var: “Ben bu yolu yürüdüm. Şimdi senden sonraki insanın yolunu biraz daha kolaylaştırayım.”
Her biriyle sohbet ettikçe dünyanın neresine gidersem gideyim aslında yalnız olmadığımı hissediyorum.
Belki de görünmez ama çok güçlü bir teşkilatın parçasıyız.
Çok ilginçtir… Bugün çevremi güçlü yapan şeyin temelinde biraz da çocukluğum var.
Önemli karar dönemlerinde; lise seçiminde, üniversite tercihinde ya da kariyerimin ilk yıllarında akıl danışabileceğim çok fazla insan yoktu.
(Biraz itiraf.org gibi oldu. 😊)
Belki de bugün bu kadar komünite kurmaya çalışmamın sebebi tam olarak bu.
Her yıl kendime aynı soruyu soruyorum: Bu yıl kaç kişiyi gerçekten ileri taşıyabildim?
Kaç kişinin yolculuğuna dokunabildim? Kaç kişinin “İyi ki tanışmışız.” dediği insanlardan biri olabildim?
Çünkü artık başarıyı unvanlarla ölçmüyorum.
Birbirine referans olan insanlar… Birlikte şirket kuran arkadaşlar… Yıllar sonra hâlâ birbirine destek olan Fellow’lar…
Benim için en büyük çıktı bunlar.
Belki de bu yüzden hâlâ aynı cümleyi tekrar ediyorum: Tek başına kazanılmaz.
Ve madem bana yakışan bir kapanış olsun…
Teşkilatçılık iyidir, hoştur.