Her pazartesi, bir FIL Fellow'un perspektifi Spotlight'ta.
FIL Spotlight serimizde; inovasyon, liderlik, girişimcilik, teknoloji ve dönüşüm odağındaki gerçek deneyimleri, fikirleri ve bakış açılarını doğrudan Fellowlarımızdan okuyoruz.
Spotlight'ın on altıncı sayısında konuğumuz Kurucularımızdan Dr. Can SINDIRAC. Keyifli okumalar!
Ben Dr. Can SINDIRAC. Future Innovation Leaders'ın kurucularından biriyim. Profesyonel hayatımda Tüpraş Ventures ’ta hidrojen, karbon yakalama, sentetik yakıtlar ve uzun süreli enerji depolama gibi enerji dönüşümünün farklı alanlarında çalışan girişimlerin teknolojilerini yatırım perspektifiyle değerlendiriyorum. Ondan önceki yılların büyük kısmı mühendislik, doktora ve Ar-Ge tarafında, çoğunlukla hidrojenin içinde geçti.
Ama bu yazı oradan başlamıyor.
Beş yaşındaydım. Luke Skywalker çölün ortasında duruyor, iki güneşin birden battığı ufka bakıyor. Arkada John Williams'ın Binary Sunset'i çalıyor.
O sahneyi kaç kez izlediğimi bilmiyorum. Aradan geçen 35 yılda düzenli aralıklarla dönüp dönüp yeniden izledim. Bugün hâlâ aynı şeyi hissettiriyor: buradan başka yerler var ve ben oraya gitmek istiyorum.
Sanırım mühendis olma isteğimin ilk tohumlarından biri de orada atıldı.
Tabii o zaman bunun farkında değildim.
Yıllar geçti, bilimkurgu sevgim büyüdü. Star Wars'ın açtığı kapıdan Blade Runner girdi, sonra Alien.
Ama yaşım ilerledikçe o filmlerde gördüğüm şey değişmeye başladı.
Çocukken uzay araçlarını, şehirleri, robotları görüyordum.
Sonra arka planı görmeye başladım.
Kirlenmiş şehirleri.
Kaybolmuş ekosistemleri.
Kaynakları tükenmiş toplumları.
İnsanların yaşadıkları gezegeni terk etmek zorunda kaldığı gelecekleri.
Blade Runner'ın Los Angeles'ında artık baktığım şey uçan arabalar değil. Karanlık, kirli şehir; yok olan hayvanlar ve Dünya'nın dışında yeni bir yaşam vaadi.
Bir süre sonra fark ettim ki bu filmlerde beni asıl rahatsız eden başka gezegenlere gitmemiz değildi. Oraya gitmek zorunda kalmış olmamızdı.
Asıl distopya uzayda değildi.
İnsanlığı oraya kaçmaya mecbur bırakan Dünya'daydı.
Bilimkurgu bana yalnızca gitmek istediğim yerleri değil, yaşamak istemediğim gelecekleri de gösteriyordu.
Ve galiba bu filmlere bakışımı asıl değiştiren şey de buydu.
Distopyalar çoğu zaman felaketin yaşandığı anda başlamıyor.
Çok daha önce verilen küçük kararların birikimiyle başlıyor.
Bir risk bilindiği halde ertelendiğinde.
Kısa vadeli rahatlık, uzun vadeli ihtiyacın önüne geçtiğinde.
Bir problem, henüz acil olmadığı için görmezden gelindiğinde.
Kaçış bir macera olmaktan çıkıyor. Bir faturaya dönüşüyor.
Ve o fatura çoğu zaman film başlamadan çok önce kesilmiş oluyor.
Sanırım o günden beri bilimkurgu bana biraz daha az “gitmeyi”, biraz daha fazla “kalabilmeyi” düşündürüyor.
Ben de meslek hayatımda bir şekilde bunu seçtim. Başka bir gezegene gitmek zorunda kalmadan bu dünyayı daha yaşanabilir tutabilecek teknolojiler üzerinde çalışmayı.
Bu filmlerin üzerinde pek durulmayan ortak bir detayı daha var.
Felaketi çıkaran şey nadiren bir kötü adamdır. Genelde doğru kararı uzun süre ertelemiş bir kurum, bir sektör ya da bir ülkedir. Alien'daki şirket kimseyi öldürmeye çalışmıyor; sadece mürettebatını kârlı bir ihtimalin arkasında feda edilebilir görüyor.
Bunu fark ettiğimde aklıma gelen ilk şey şu oldu: eğer felaketi ertelenmiş kararlar çıkarıyorsa, onu önleyecek olan da erken alınmış kararlardır. Ve tam da burada ölçek önem kazanıyor. Çünkü büyük dönüşümleri başlatabilecek kararlar da çoğu zaman teknolojiye, sermayeye ve gerçek uygulama alanına aynı anda erişebilen yapılarda alınıyor.
Yüksek lisans ve doktoram sırasında yeşil hidrojen üzerine çalışmaya başladığımda konu henüz kimsenin gündeminde değildi. Yıllarca "bunun gerçekten bir geleceği var mı?" sorusunu duydum.
Bazen ben de sordum.
Ama o yıllarda başka bir şey daha gördüm: laboratuvarda çalışan bir şeyin dünyayı değiştirmesi ile değiştirmemesi arasındaki fark çoğu zaman bilimde değil. Ölçekte, maliyette, tesiste, birinin o teknolojiyi gerçek bir sahaya sokma cesaretinde.
Bu yüzden bağımsız bir venture capital yerine sanayinin içindeki bir yatırım ekibindeyim. Burası bana geleceği gerçekten değiştirebilecek ölçekteki bir ekibin parçası olma hissini veriyor.
Bugün baktığımız başlıkların hepsi aynı sorunun farklı cevapları: Hidrojeni fosil kaynaklardan üretmeyi nasıl bırakırız? Bacadan çıkan karbonu nasıl hammaddeye çeviririz? Uçakları nasıl daha çevreci uçururuz? Güneş battıktan sonra elektriği nerede tutarız?
Hiçbiri gelecek yılın sorusu değil. Ama hiçbiri gelecek yıl başlanarak çözülecek türden de değil.
Bu teknolojileri incelerken en çok duyduğunuz cümle şu: "Bu teknoloji henüz pahalı."
Doğru. Çoğu zaman gerçekten pahalı.
Bir şey yapmanın maliyeti bugünün bütçesinde görünür. Hiçbir şey yapmamanın maliyeti ise çoğu zaman çok daha geç görünür.
Karbon maliyetinde. Kaybedilen pazarda. Geliştirilememiş know-how'da. Kaçırılmış teknolojik yetkinlikte.
Fatura daha geç gelir. Ve çoğu zaman üzerinde tek bir kişinin adı yazmaz.
Ben yaptığımız işi bugünü kurtarmak olarak görmüyorum. Öyle bir iddiamız da yok.
Geleceğe bırakılacak bir küçük parçalar olarak görüyorum. gelecek zaten çoğu zaman tek bir büyük kararla oluşmuyor. On binlerce küçük kararın üst üste gelmesiyle oluşuyor.
Filmlerde dünyanın kurtarılması dramatiktir.
Bir gemi kalkar. Bir portal açılır. Bir kahraman son anda yetişir.
Gerçek hayatta işler biraz daha sıkıcı.
Bir elektrolizörün verimini birkaç puan artırıyorsunuz. Bir prosesin enerji tüketimini düşürüyorsunuz. Bir bacadan çıkan CO₂'nin bir bölümünü yakalıyorsunuz. Bir uçağın yakıtının karbon yoğunluğunu azaltmaya çalışıyorsunuz. Bir teknolojiyi laboratuvardan pilota, pilottan ticari tesise taşımak için yıllarca uğraşıyorsunuz.
Filmlik görünmüyor.
Ama gerçek dönüşüm çoğu zaman tam olarak böyle oluyor.
Yavaş.
Teknik.
Bazen yorucu.
Ve çoğu zaman dışarıdan bakıldığında pek de dramatik değil.
Ama gerçek.
Bir de yıllar boyunca izlediğim bu hikâyelerin bana öğrettiği başka bir şey var.
Biz kahramanı hatırlıyoruz.
Ama kahraman hiçbir zaman gerçekten yalnız değil.
Star Wars: A New Hope’u çocukken "Luke'un hikâyesi" diye hatırladım. Sonra fark ettim ki o son sahnede Luke tek başına değil. Planları çalan bir ekip var. Onları taşıyan droid'ler var. Hesabı yapan mühendisler var. Yolu boyunca ona eşlik etmiş bir Obi-Wan var. Ve tam ihtiyaç duyduğu anda geri dönen Han Solo var.
Kahramanın yolculuğu diye anlatılan şey, aslında bir takımın yolculuğu.
Enerji dönüşümü de öyle. Mühendislerin tek başına çözeceği bir problem değil.
İklim değişikliği yatırımcıların tek başına çözeceği bir problem değil.
İnovasyon da girişimcilerin tek başına yapacağı bir şey değil.
Future Innovation Leaders'ı kurarken beni en çok heyecanlandıran düşünce buydu.
FIL benim için bugünün profesyonellerinin yeni şeyler öğrendiği bir yapı değil sadece. On yıl, yirmi yıl sonra farklı şirketlerde, farklı teknolojilerde ve belki bugün adını bile bilmediğimiz problemlerde birlikte çalışacak insanların yollarını bugünden kesiştirmek.
Farklı disiplinleri aynı masaya oturtmak.
Birbirinden öğrenmeyi normalleştirmek.
Öğrendiğini geri vermeyi bir kültür haline getirmek.
Ve zaman içinde birbirini yukarı taşıyan bir ağ oluşturmak.
Çünkü geleceği şekillendirecek problemlerin hiçbiri tek bir disipline ait değil.
Belki de geleceğin en önemli yetkinliklerinden biri tam olarak bu olacak:
Doğru insanların, doğru problemin etrafında birlikte çalışabilmesini sağlamak.
FIL'in kurucu ekibinde olmak bu yüzden benim için başka türden bir gelecek yatırımı.
Bugün yatırım yaptığımız teknolojilerin on yıl sonra nereye ulaşacağını tam olarak bilmiyoruz.
Bugün yollarını kesiştirdiğimiz insanların da.
Ama bazen geleceğe yatırım yapmak, sonucu henüz göremediğiniz bir şeye bugünden alan açmak demek.
Sanırım FIL'in benim için anlamı biraz da bu.
Bu yazıyı bitirmeden üç soru bırakmak istiyorum.
Senin İki güneş Sahnen ne idi? Seni bugün yaptığın işe iten ilk sahne neydi? Bir film, bir kitap, bir deney, bir insan. Hâlâ hatırlıyor musun, yoksa yolda mı bıraktın? Çünkü o sahneyi hatırlamak, zor günlerde neden burada olduğunu hatırlamanın en kısa yolu.
Bugün ertelediğin hangi kararın faturası gelecekte daha büyük olabilir?Yapmanın maliyetini herkes hesaplıyor. Yapmamanın maliyetini ne kadar hesaplıyoruz?
Rebel Alliance. Senin ekibinde kim var? Sadece bugün seninle çalışanları değil; tam vazgeçtiğin anda geri dönecek olanları da kastediyorum.
Beş yaşındaki çocuk hâlâ o iki güneşe bakıyor.
Hâlâ ufkun ötesinde ne olduğunu merak ediyor.
Ama artık gitmek için değil.
Başka bir dünya aramak zorunda kalmadan, bu dünyayı gelecek nesillere yaşanabilir bırakabilmek için.