Her pazartesi, bir FIL Fellow'un perspektifi Spotlight'ta 🌟
FIL Spotlight serimizde; inovasyon, liderlik, girişimcilik, teknoloji ve dönüşüm odağındaki gerçek deneyimleri, fikirleri ve bakış açılarını doğrudan Fellowlarımızdan okuyoruz.
Spotlight'ın on yedinci sayısında konuğumuz Kurucularımızdan Gencer Özkazman Keyifli okumalar!
İşi ciddiye almak, kendini o kadar da değil.
Herkese merhaba, ben Gencer.
İzmir'de doğdum ve büyüdüm, sekiz yıl Ankara'da yaşadım, son olarak da uzun bir süredir İstanbul'dayım. Üç şehri de gerçekten çok severim, dolayısıyla herhangi birinin pek sevilmeyen bir özelliğini ben çok seviyor olabilirim, orada yaşayanların yere göğe sığdıramadığı başka bir özelliğiyle de gönül rahatlığıyla dalga geçme hakkını kendimde görürüm.
ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunuyum, ardından Bilim ve Teknoloji Politikaları alanında yüksek lisans yaptım. Girişimler, KOBİ'ler ve üniversitelerde farklı görevler üstlenip danışmanlıkla devam eden kariyerimde bir noktada ters bir manevra yapıp kurumsal hayata geçtim ve 2013'ten beri BSH'deyim. İşimin adında uzun süredir inovasyon var ama kendimi kurumların %100 içinde tutmayı pek beceremediğim için bir ayağım hep dışarıda kaldı. Future Innovation Leaders da biraz böyle ortaya çıktı sanırım.
Normal şartlarda şimdi size bu yolculuğun bana öğrettiği 5 şeyden bahsetmem gerekiyor.
Bahsetmeyeceğim.
Onun yerine fotoğrafta alnıma dövme yaptırmışım gibi duran yazıdan bahsedeyim.
Bu fotoğraf muhtemelen 10 yıl kadar önce çekildi ve "In Progress" o gün sadece eğlenceli bir fotoğraf fikriydi. Bugün baktığımda ise hakkımda yazabileceğim birçok şeyden daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Mesela mükemmeliyetçiyim.
Bir iş daha iyi yapılabiliyorsa neden yapılmasın, bir cümle daha iyi kurulabiliyorsa neden öyle kalsın, bir sunumda o kutu iki milimetre sola kaymışsa...Neyse, bunu başka bir yazıda belki derinleştirebiliriz.
Mükemmeliyetçilikten kurtulmayı hiçbir zaman özellikle istemedim, onu biraz terbiye etmeyi öğrenmeye çalıştım. Çünkü zamanla şunu fark ettim. Mükemmel olanı yapmakla daha iyisini aramaya devam etmek aynı şey değil. Birincisi kulağa çok iyi geliyor, ikincisi gerçekten işe yarıyor ve ben ikincisini daha çok seviyorum.
O yüzden "in progress".
Bu arada mükemmeliyetçilikten söz etmişken, şu yazının başlığında Türkçe bir kelime bulmak yerine İngilizce "In Progress" kullanmanın benim için ne kadar acı verici olduğunu tahmin edebilirsiniz sanırım. "Devam ediyor", "yapım aşamasında", "üzerinde çalışılıyor"... Hiçbiri tam olarak aynı şeyi söylemiyor. Bazen İngilizce kelimeleri kullanmak zorunda kalabiliyoruz ama bir mükemmeliyetçi, kullanabildiği yerde Türkçesini bulmak için en azından biraz uğraşmalı, hele İngilizce terimleri fikirlerindeki boşlukları doldurmak için hiç kullanmamalı.
Bir fikri İngilizce söylemek onu otomatik olarak daha "smart" yapmıyor.
Aynı şey fikirlerim için de geçerli. Bir fikrim varsa savunurum, hatta kuvvetli de savunurum, karşımdakinin bana katılması hiç şart değil. Ama bir argümanı olsa güzel olur.
Çünkü unvanın, kıdemin, organizasyon şemasında kutunun durduğu yerin ya da "biz bunu hep böyle yapıyoruz" cümlesinin bir fikri kendiliğinden daha doğru hale getirdiğine pek inanmıyorum. "Bence" ile başlayan her cümlenin de otomatik olarak fikir sayılması gerektiğinden emin değilim.
Beni iyi bir argümanla ikna edebilirsiniz, hatta bundan memnun olurum, çünkü bir tartışmanın sonunda hala tam olarak başladığım yerdeysem o kadar konuşmanın ne anlamı vardı?
Fikirler de "in progress".
Şimdiye kadar mükemmeliyetçilikten, fikirlerden ve argümanlardan bahsettiğime göre beni tanımayan birinin kafasında oldukça sevimsiz bir profil oluşmuş olabilir. İşte tam burada mizahın etkisinden bahsetmek gerekli sanırım.
Ben mizahı iş hayatında bir "soft skill" olarak görmüyorum, çünkü mizah sadece iş hayatına ait bir şey değil, insanın karakterinin bir parçası. İş hayatındaki halinizle normal hayattaki halinizin birbirinden tamamen farklı iki insan olması zaten biraz yapay olmaz mı?
Mizah elbette risksiz değil, yanlış anlaşılabilir, dozunu kaçırabilirsiniz ve arada başınızı derde de sokabilir. Ama çözümün bütün bunlardan arındırılmış steril bir profesyonel kimlik yaratmak olduğundan da pek emin değilim. Hayatımızın geri kalanını LinkedIn'in hepimizin sıkıldığı şu anki steril ortamında yaşayacağımızı zaten pek zannetmiyorum, burada bile arada nefes alacak alanlar açmanın ve biraz daha doğal halimizi göstermenin fena olmayacağını düşünüyorum. Evet, doğal halinizi göstermek için özenle hazırladığınız yapay içerikler de buna dahil.
Mizah benim için iş hayatında daha çok insanın kendisini fazla ciddiye almasına karşı bir savunma mekanizması. İşimizi çok ciddiye alabiliriz, hedeflerimiz önemli olabilir, yaptığımız şeyin etkisine gerçekten inanabiliriz ama bunların hiçbiri bizim de aynı ölçüde önemli insanlar olduğumuz anlamına gelmiyor.
Son dönemde otantik liderlik üzerine de biraz çalıştım, insanlara anlatmaya gayret ettim ve kavramı sevmemin nedeni sanırım biraz burada. Ama otantik liderliği de yeni bir liderlik kostümüne çevirmemek lazım, çünkü liderlik dünyasında zaten yeterince kostümümüz var.
İlham veren lider var, dönüştürücü lider var. Bir de sabah 05.30'da kalkıp soğuk duş alan lider, yılda 52 kitap okuyan lider, başarısızlığını anlatırken bile aslında ne kadar başarılı olduğunu anlatmayı başarabilen lider ve tabii ki her pazartesi sabah 08.00'de yazısını yayınlayıp takipçileriyle yorumlarda buluşan lider var.
LinkedIn'e bakarsanız dünyada kötü lider zaten hemen hemen hiç kalmamış gibi görünüyor.
Ben galiba daha basit bir şey arıyorum. Fikrini savunabilen ama değiştirebilen, bilmediğinde "bilmiyorum" diyebilen, kendisiyle dalga geçebilen, sürekli liderlik performansı sergilemek zorunda hissetmeyen ve karşısındaki insanlardan da sürekli çalışan performansı beklemeyen biri olmak bana daha anlamlı geliyor.
Ne kadarını becerebildiğime ben karar veremem ama üzerinde çalışıyorum. Yani o da "in progress".
Future Innovation Leaders'ın kuruluşu aşamasında da galiba benzer bir şeyi arıyordum. Birbirine benzeyen insanların birbirlerinin çok doğru fikirlerini onayladığı, sonra hep birlikte bunun fotoğrafını paylaşıp "harika bir networking ortamıydı" yazdığı bir yapı yerine farklı düşünen, birbirine itiraz edebilen, fikrini değiştirebilen, birbirinden öğrenen, bazen saçmalayan, çokça gülen ve bütün bunların arasında gerçekten bir şeyler üreten insanların olduğu bir yer bana çok daha cazip geliyordu.
FIL de hala "in progress".
Neyse ki.
Bu arada normalde yazdığım uzun cümleleri okurken bayılanlar olduğunu bildiğim için bu yazıda size özel kısa cümleler kurmaya çalıştım, buraya kadar okumayı başaranların da aslında düşündükleri kadar sabırlı olmadıklarını böylece söylemiş olayım.
Benimle yeni tanışacak biri için kullanım kılavuzunu çok kısaltmam gerekirse, işi ciddiye alırım, iyi argümanı severim, daha iyisini aramaktan kolay vazgeçmem ama kendimizi o kadar da ciddiye almamamız gerektiğini düşünürüm.
Ben de, FIL de hala "in progress".
Neyse ki.