Her pazartesi, bir FIL Fellow’un perspektifi Spotlight’ta.
FIL Spotlight serimizde; inovasyon, liderlik, girişimcilik, teknoloji ve dönüşüm odağındaki gerçek deneyimleri, fikirleri ve bakış açılarını doğrudan Fellowlarımızdan okuyoruz.
Spotlight'ın on sekizinci sayısında konuğumuz 2024 dönemi Fellowlarından CANSU MUSAOĞLU, PhD (C). Keyifli okumalar!
Bazı yolculuklarda başarı ne kadar uzağa gittiğinizle değil, yol boyunca kaç kez yeniden yükselebildiğinizle ölçülür. Taş sektirme tam olarak böyle bir oyundur. İster erken aşama bir girişim, ister dev bir kurumsal yapı olsun; inovasyon, ortak geliştirme ve büyüme yolculuğu tam olarak bu akışkanlar mekaniğiyle işler. Konuyu inovasyonun dinamiklerine getirmeden önce, masaya günün “akılda kalıcı tuhaf bilgisi”ni bırakmak istiyorum.
1992 yılında Jerdone Coleman McGhee isimli bir kişi Teksas'taki Blanco Nehri'nde 32 sıçramalı taş sektirme ile Dünya Rekorlar kitabına girdi.
Hatta 1996 yılında doğru taş seçimi, açı, rotasyon gibi unsurları detaylandırdığı “The Secrets of Stone Skipping” isimli bir de kitap yazdı.
2002 yılında Bocquet tarafında kaleme alınan “The Physics Of Stone Skipping” isimli akademik yayın, Coleman’ın bu başarısını formülize etti ve 32 kez sektirilebilen bir taş için taşın yaklaşık 43 km/s hızla fırlatmış olması gerektiğini ve saniyede yaklaşık 14 kez başlangıç dönüş hızına ulaşmış olması gerektiğini ortaya koydu.
2010 yılında ise SplashLab isimli bir enstitü kuruldu. Birçok bilinmezi içerisinde barındıran bu yapıyı çözmek için aktif olarak çalışan 13 kişilik bir ekip. Şahane değil mi?
Peki yıllar sonra ne oldu dersiniz?
Kurt Steiner isimli bir başka kişi, 2013 yılında 88 taş sıçraması yaparak Guinness Dünya Rekoruna girdi.
Tam 88 kez.
Kurt Steiner'in sıkça vurguladığı gibi, taş sektirmek yalnızca bir taşı suyun üzerinde ilerletmek değil; doğru taşı seçmek, olasılıkları sorgulamak ve sürekli "ya şöyle olsaydı?" diye düşünmektir. Ne kadar güzel bir yaklaşım değil mi?
Su yüzeyi ilk bakışta bir direnç, hareketi yavaşlatan bir sürtünme kaynağıdır. Bir taş dik bir açıyla suya girerse kendi ağırlığına yenik düşer ve anında dibi boylar. Ancak doğru hız ve açıyla buluştuğunda, aynı sürtünme, taşı aşağı çekmek yerine yukarı kaldıran bir itki üretir. Bazen ilerlemeyi sağlayan şey direncin ortadan kalkması değil, onu doğru kullanabilmektir.Tıpkı doğadaki değişkenlerin zihnimizi 'ya şöyle olursa' sorgulamalarıyla yoğurması gibi; bu refleks, masaya koyduğumuz her çıktıyı daha isabetli planlamamızı sağlıyor.
Benim inovasyon tanımımı ortaya koyan en etkileyici analojim bu sanırım.
Herkese selamlar,
İsmim Cansu. Future Innovation Leader’ın 2024 yılı fellowlarından biriyim. Kendimi Collaborator (tr: Bağ Kurucu) olarak tanımlamak hoşuma gidiyor. Süreçleri kolaylaştırmak, ar-ge çıktılarını mümkün kılmak, birlikte üretmek için 2013 yılından bu yana aktif olarak çalışıyorum.
Bana göre, taş ile suyun bu mekanik dansı, ekosistemi ve birlikte üretme kültürünü yeniden okumamızı sağlayacak üç temel dinamiği içerisinde barındırıyor.
İlk bakışta ilerlemeyi yavaşlatan bu sürtünmeler, aslında çözümü daha ileriye taşımak için gerekli olan itici güçlerdir.
Bugüne kadar yer aldığım birçok iş birliğinde de aynı tabloyu gördüm. İlk bakışta uzlaşması zor görünen bakış açıları, doğru şekilde bir araya getirildiğinde ortaya çok daha güçlü çıktılar çıkarabiliyor. Bir tarafın eksik gördüğünü diğeri tamamlıyor, bir paydaşın sorguladığı noktayı diğeri fırsata dönüştürebiliyor. Ortak geliştirme süreçlerinde değer yaratan şey çoğu zaman tam bir fikir birliği değil; farklı perspektiflerin aynı hedef etrafında üretken biçimde çarpışabilmesi oluyor.
Dünya rekorunu kıran şey daha güçlü bir kol değildi. Yalnızca kendi iç kaynaklarına ve saf gücüne güvenen her yapı, çoğu zaman ilk engelde ivmesini kaybedebiliyor. Dünya rekorunu getiren şey ise daha iyi bir soruydu.
Büyük sıçramalar çoğu zaman büyük cevaplardan değil, doğru sorulardan geliyor.
Belki de bu nedenle inovasyonu yeni fikirler üretmekten çok, mevcut kabulleri sorgulama cesareti olarak görüyorum. Çünkü her yeni ürün, her yeni iş modeli veya her yeni ortaklık modeli çoğu zaman tek bir soruyla başlıyor. Neden böyle yapıyoruz? Başka nasıl yapılabilir? Bu yaklaşım yalnızca yeni çözümler üretmiyor; aynı zamanda insanların düşünme sınırlarını da genişletiyor. Bazen bir organizasyonun büyümesini sağlayan şey sahip olduğu cevaplar değil, her zorluğa rağmen sormaya devam edebildiği yeni sorular oluyor.
Rekor kıran taşlar hiçbir zaman tek bir parametreyle başarılı olmadı.
Tıpkı ortak geliştirme projeleri gibi. Tek bir parlak fikir her zaman yeterli olmuyor.
Bugünün inovasyon ekosistemlerinde de başarı giderek daha az bireysel çabalardan, daha fazla bağlantıların gücünden besleniyor. Bir girişimin çevikliği, bir üniversitenin bilgi birikimi, bir kurumun ölçeklenebilirliği ve farklı disiplinlerin uzmanlığı aynı masada buluştuğunda ortaya çıkan değer, tarafların tek başına yaratabileceğinin çok ötesine geçebiliyor. Belki de bu yüzden artık rekabet avantajı yalnızca ne bildiğimizden değil, kimlerle birlikte öğrenebildiğimizden ve geliştirebildiğimizden doğuyor.
Doğru insanlar, doğru uzmanlıklar, doğru partnerler ve doğru ortam bir araya geldiğinde taş daha uzağa sıçramaya başlıyor. Tıpkı birlikte düşünmeye cesaret eden insanlar arasında inovasyonun güçlendiği gibi.
Bugün geriye dönüp baktığımda, kariyerimin büyük bölümünün cevaplar aramaktan çok, doğru insanları yeni sorular etrafında buluşturmakla geçtiğini görüyorum. Üniversite-sanayi iş birliklerinden teknoloji ortaklıklarına, ortak geliştirme programlarından fikri haklar ekosistemlerine kadar yer aldığım birçok oluşumda en büyük değerin tek bir cevaptan değil, farklı bakış açılarının bir araya gelmesinden doğduğuna tanık oldum. Belki de bu yüzden kendimi Collaborator olarak tanımlamayı seviyorum.
Çünkü bazen en uzak menzile ulaşan fikirler, tek bir kişinin kuvvetiyle değil, birlikte yaratılan kontrollü sürtünme ile mümkün olabiliyor.
Şu sıralar zihnimi meşgul eden bir başka soru da tamamlamak üzere olduğum doktora çalışmamın merkezinde şekilleniyor: Fikri kazanımların, özellikle patentlerin, ticarileşmesini etkileyen faktörler nelerdir ve bu süreç matematiksel olarak modellenebilir mi?
Aslında bu soru ile taş sektirme rekorlarını anlamaya çalışan araştırmacıların sorduğu soru arasında büyük bir fark yok. Onlar bir taşın neden daha uzağa gittiğini anlamaya çalışıyordu. Ben ise bir fikrin neden ticari olarak daha kazançlı bir çıktıya dönüşebileceğini anlamaya çalışıyorum.
Kim bilir, belki de çok yakın bir gelecekte SplashLab'da bir araya gelen araştırmacıları gibi; ortak geliştirme çıktılarının ticarileşmesini, anlamlı royalty mekanizmalarını ve inovasyon ekosistemlerindeki değer paylaşımını matematiksel modellerle analiz eden bir ekibin parçası oluruz. Sonuçta ister bir taşın suyun üzerinde bıraktığı iz, ister ortak akılla geliştirilen bir fikrin yarattığı etki; en uzun yolculuklar çoğu zaman doğru sorular, doğru insanlar ve doğru sürtünmeler sayesinde mümkün oluyor.
Doğru atmosferi bulmanız ve yol boyunca yeniden yükselebilmeniz dileğiyle.
Spotlight okuyucularımızla şahane bir fırsatı paylaşmak isteriz. Türkiye’nin en uluslararası yapay zekâ ve teknoloji ekosistemi etkinliklerinden GITEX AI Türkiye’de Ecosystem Partner olarak yer almaktan heyecan duyuyoruz.

Future Innovation Leaders olarak; girişimleri, kurumları, teknoloji liderlerini ve yeni nesil inovasyon profesyonellerini bir araya getiren güçlü bağlantıların, daha büyük iş birliklerinin ve daha iyi bir gelecek için ortak üretimin önemine inanıyoruz.Türkiye’den Avrasya’ya uzanan AI & teknoloji ekosisteminin bir parçası olmak ve bu ağı birlikte büyütmek için 9–10 Eylül’de İstanbul Expo Center’dayız! ✨
📅 09–10 Eylül 2026
📍 Istanbul Expo Center
İndirimli katılım biletinizi alın: https://lnkd.in/dH-BCVQh
GITEX AI Türkiye'de görüşmek üzere!