Her pazartesi, bir FIL Fellow’un perspektifi spotlight’ta. ✨
FIL Spotlight serimizde; inovasyon, liderlik, girişimcilik, teknoloji ve dönüşüm odağındaki gerçek deneyimleri, fikirleri ve bakış açılarını doğrudan Fellowlarımızdan dinleyeceğiz.
Spotligth'ın ikinci sayısında söz 2025 Dönem Fellowumuz Ilgın Kezer 'de .Keyifli okumalar!
Ben Ilgın Kezer . 8 yıldır Cool Digital Solutions ’ta Operasyon ve Proje Yöneticisi olarak çalışıyorum.
Bu yazıyı okuyan birçok kişi gibi ben de günlük hayatımın büyük kısmını plan yaparak geçiriyorum.
Özellikle teknoloji ve inovasyon dünyasında çalışıyorsanız, planlama bir yetkinlikten çok bir refleks haline geliyor. Çünkü hızlı hareket etmek, doğru kararlar vermek ve kaynakları verimli kullanmak zorundasınız. Yanlış kararların maliyeti yüksek olabiliyor. Bu yüzden çoğu zaman “kontrol altında olmak”, profesyonel başarının temel şartlarından biri gibi görülüyor.
Benim işimin de büyük kısmı plan yapmakla ilgili olduğu için uzun süre kendi hayatımı da aynı şekilde yönetmeye çalıştım.
Yazılım sektörüne girmeden önce iç mimar olmak istiyordum. Küçüklüğümden beri estetik, tasarım gibi konular ilgimi çekiyordu. Ama hayat beni hiç tanımadığım ve planlamadığım Yazılım sektörüne yönlendirdi. Bugün dönüp baktığımda, aslında şu anda yaptığım işin içinde de tasarım ve estetiğin izlerini görüyorum. Çünkü iyi ürün tasarlamak da bir anlamda insanların deneyimlerini tasarlamakla ilgiliymiş, işin içine girince öğrendim.
Kısacası hayat bazen sizi planladığınız yerlere değil, ihtiyacınız olan yerlere götürüyor. Belki iç mimar olsam, bugün bulunduğum yerde olamayacaktım.
Yakın zamana kadar hayatımı, hayalimdeki şehir olan New York’a taşımayı planlıyordum. Kafamda kurduğum düzen, yaşayacağım şehir ve profesyonel hedefler büyük ölçüde bu plana bağlıydı.
Bugün ise hayatımda daha önce hiç planlamamış olmama rağmen, tüm ön yargılara ve korkulara rağmen Mexico City’de yaşıyorum. Ve buradaki hayatı çok sevdim. Üstelik bunun sebebi büyük bir stratejik karar değil. Paris’te tanıştığım Meksika’lı bir insanın New York’taki daveti üzerine buraya geldim. Globalleşme dedikleri de bu olsa gerek.
Bir süre, taşınma kararımın kendi karakterimle çeliştiğini düşündüm. Çünkü bir yandan hayatını planlayarak yaşayan, sürekli organize olmaya çalışan biriyim; diğer yandan dönüp baktığımda hayatımdaki en büyük değişimlerin çoğu hiç planlamadığım şekilde gerçekleşmiş.
Sonra bunun aslında bir çelişki olmadığını fark etmeye başladım.
Çünkü kariyer dünyasında bize genellikle tek bir şey öğretiliyor: Net ol, plan yap, hedef koy ve o hedefe doğru ilerle. Bunların hepsi çok değerli şeyler. Ancak gerçek hayatın doğrusal ilerlemediği gerçeği çoğu zaman göz ardı ediliyor.
Bugün birçok profesyonel, hayatını neredeyse bir proje yönetim süreci gibi yaşamaya başladı. Her kararın mantıklı olması gerektiğini düşünüyoruz. Zaman kaybetmemek, yanlış seçim yapmamak, doğru network’te olmak, doğru şehirde yaşamak, doğru fırsatları kovalamak…
Fakat hayatın ilginç tarafı şu: İnsan çoğu zaman kendisini değiştiren şeyleri önceden hesaplayamıyor.
En önemli deneyimler bazen CV’ye yazılmayan şeylerden geliyor. Farklı bir kültürde yaşamak, hiç alışık olmadığınız bir düzene adapte olmak, konfor alanınızın dışına çıkmak veya tamamen plansız bir kararın içinde kendinizi yeniden tanımak gibi.
Bu süreçte fark ettiğim başka bir şey daha oldu: Aslında inovasyonun kendisi de planlı olmamaktan ibaret.
Biz çoğu zaman inovasyonu strateji deck’leri, roadmap’ler, KPI’lar ve büyüme hedefleri üzerinden konuşuyoruz. Bunlar elbette çok önemli. Ancak gerçekten yeni olan fikirlerin büyük kısmı, insanların kontrol alanlarının biraz dışına çıktığı anlarda ortaya çıkıyor.
Çünkü inovasyon sadece mevcut sistemi optimize etmekle ilgili değil. Bazen tamamen farklı bir perspektif görebilmekle ilgili.
Bence bu yüzden farklı disiplinlerden gelen insanların inovasyon süreçlerine katkısı çok değerli. Belki iç mimarlık okumadım ama mekânlara, deneyime ve insan davranışlarına duyduğum ilgi; bugün ürünlere, kullanıcı deneyimine ve projelere bakış açımı hala etkiliyor.
Yeni bir ülkeye gitmek, farklı kültürlerle vakit geçirmek, başka hayat biçimlerini gözlemlemek veya daha önce “mantıklı” bulmadığınız bir deneyimin içinde olmak insana düşündüğünden çok daha fazla şey öğretiyor.
Mexico City’de yaşarken bunu çok hissettim. Burada insanlar hayatı benim alıştığım şekilde yaşamıyor. İş yapış biçimleri, sosyal ilişkiler, zaman algısı, öncelikler… Birçok şey farklı. İlk başta bu farklılıkları “düzensizlik” gibi görmeye meyilli oluyorsunuz çünkü beyniniz alışık olduğu sistemi referans alıyor.
Ama zaman geçtikçe şunu fark ediyorsunuz: Farklılık bazen eksiklik değil, başka bir yaklaşım biçimi.
Ve inovasyon tam olarak burada başlıyor.
Çünkü gerçekten yenilikçi düşünebilmek için bazen kendi doğrularınızdan biraz uzaklaşmanız gerekiyor. Sürekli aynı çevrede, aynı insanlarla, aynı rutinlerin içinde kaldığınızda; fark etmeden aynı fikirleri tekrar üretmeye başlıyorsunuz.
Oysa insan farklı deneyimlerin içine girdikçe düşünce biçimi de genişliyor.
Sanırım bu yüzden son dönemde inovasyonu sadece teknolojiyle ilgili bir kavram olarak görmeyi bıraktım. Bence inovasyon biraz da hayatı yaşayış biçimiyle ilgili. Yeni olana ne kadar açık olduğunuzla, kontrol edemediğiniz şeyler karşısında ne kadar esneyebildiğinizle ve planlarınız değiştiğinde ne kadar adapte olabildiğinizle ilgili.
Belki de mesele plan yapmak ya da yapmamak değil. Belki mesele, planların hayatın önüne geçmesine izin vermemek.
Özellikle operasyon, strateji ve yönetim tarafında çalışan insanlar için kontrol duygusu çok güçlü bir ihtiyaç haline geliyor. Çünkü iş hayatında kontrol çoğu zaman başarı getiriyor. Ancak aynı yaklaşımı bireysel hayata birebir uyguladığınızda, bir noktadan sonra spontane gelişebilecek şeylere alan bırakmamaya başlıyorsunuz.
Bugün dönüp baktığımda, burada geçirdiğim zamanın bana birçok profesyonel başarıdan farklı şeyler öğrettiğini hissediyorum.
Daha esnek düşünmeyi. Belirsizlik içinde hareket etmeyi. Her şeyi optimize etmeye çalışmadan da üretken olunabileceğini. Ve bazen “doğru karar” kavramının sandığımız kadar net olmadığını.
Hâlâ plan yapıyorum. Hâlâ hedeflerim var. Hâlâ uzun vadeli düşünüyorum. Ama artık hayatın her zaman doğrusal ilerlemeyeceğini de kabul ediyorum. Çünkü bazen en değerli deneyimler, tam olarak planın dışına çıktığınız yerde başlıyor.
Ve belki de büyümek biraz böyle bir şey.
Nereye gitmek istediğini bilmek, ama yol değiştiğinde korkmadan devam edebilmek.